بسم الله الرحمن الرحيم

RAHMAN VE RAHiM OLAN ALLAH'IN ADIYLA


Yorum bırakın

Ben bir mısır tanesiyim

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh

Kolay değil Asiye olmak, kolay değil mısır tanesiyken kargalardan korunmak…

Reklamlar


2 Yorum

Olmasın!

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh.

Dünyada neye yorsak diye düşünmemiz gereken gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin tüm baskısına rağmen özür dilemeyen İsrail, şimdi Mavi Marmara olayının üzerinden bu kadar zaman geçmişken ve Türkiye özür beklentisinden vazgeçmişken, özür diledi. Hayırdır inşaAllah diyeceğim ama, İsrail ve hayr kelimeleri yanyana kulağımı tırmalıyor! Irak diye bir ülke kaldı mı, Suriye zalim yöneticisinin elinde eriyor, İran’ı vurmak için İsrail ve Amerika Türkiye’yi yanlarına çekmeye çalışıyorsa, vay halimize! Müslüman ( sadece adı müslüman bile olsa ) bir ülke, başka bir müslümana karşı yahudi ile birlik mi olacak, olmasın! Olursa, müslümanım diyen buralarda durmasın.

Dünya tarihiyle yakından ilgili gazeteci Ali Çimen’in bu olay ilgili yorumu ”Ortadoğu’daki bu hızlandırılmış diplomatik açılımların, İran’la ilgisi var. Safların sıklaştırılması gibi bir durum. Göreceğiz… ” şeklinde olmuş. İsrail ile benim ülkem aynı safta yer alacak demek mi oluyor bu? Allah bizi bu fitneden, bu fitnede yanlış taraf olmaktan, maşa olmaktan korusun. Dünyada işler kızışıyor, Orta Doğu Projesi gerçek oluyor, arap dünyası elindeki tüm zenginliğiyle sessiz, peki Türkiye ? Umarım şimdi birilerine yardım ederse, sıranın kendisinde olduğunu farkedecek kadar akıllıdır ülkem…


3 Yorum

yorumsuz…

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh

Olay tamamen saçma, absürt, neresinden tutulsa elde kalacak türden… Yoruma gerek bırakmayacak derecede akıl dışı.

fft64_mf1371181

”ÖNCE Hürriyet Gazetesi, sonra diğer gazeteler ve internet siteleri bir penguenin peşine düştü. Timaş Yayınları’nın 2011’de bastığı “Paytak Penguenlerle Tanışalım” adlı çocuk kitabında, dişi penguenleri başörtülü olarak tasvir ettiği iddia edidi. Twitter çalkalandı. Derken Timaş’tan yalanlama geldi. Kitabın hikâyesi de çizimleri de Amerikan Kapps Book tarafından İngilizce olarak basılan bir yayına aitti. Çizimler orijinal baskıdakilerle aynıydı. Timaş Yayınları nihayet aklanmıştı. Penguene zorla başörtüsü taktırmamışlardı, penguen özgür iradesiyle ya da malum Antarktika hava muhalefetinden ötürü başörtüsü takıyordu. Böyle olunca Hürriyet Gazetesi de özür dilemek durumunda kaldı. Ama ne özür!…Gazetenin ombudsmanı Faruk Bildirici özür dilerken bile “suçlanan Timaş Yayınevi”, “suçlanan taraf” gibi ifadeler üzerinden “başörtülü penguen resmi”nin “suç aleti” olduğu algısı yaratmaya çalışıyordu. Özür dilerken bile, başörtüsü takmayı “suç” olarak gören bir zihniyet durumunu pekiştiriyordu.

Eğitimcilerin feveranları ise başlı başına “nefret suçu” düzeyinde. Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, “Çocukların ilk 4 yıl soyut düşünme becerileri gelişmez. Bu nedenle karşılaştıkları kavramlar onlarda izler bırakacak” diyor.

İz bırakacak?!

Sanırsınız ki ortada Karındeşen Jack’in cinayetlerini ballandıra ballandıra anlatan bir hikâye kitabı var. Başörtülü penguen nasıl bir iz bırakırmış, başörtülü penguen resmi çocukta nasıl bir tahribata neden olurmuş, onu da Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay’dan öğreniyoruz: “Küçük yaşta çocuğun karşılaştığı her şey bilinçaltına yerleşir. İlkokul birinci sınıfta çocuğun maruz kaldığı bu görseller de aklında kalacak. Böylece ileride başörtüsüne daha alışkın olacak.”

Yani “Çizmeli Kedi”nin paso yalan söylemesinde ve yüz yılı aşkın süredir çocukları yalan söylemenin makul olduğuna inandıran bu masalda hiçbir sorun yok. Çocuğun, çocuk kanallarında gösterilen “Johnny Brovo” gibi, her gördüğü kadına sözlü tacizde bulunan çapkın ve aptal “çizgi film” karakterlerinin normalliğine alışmasında hiçbir sorun yok. Ama dişi penguenin başörtüsü? Hafazanallah iz bırakır!

Cartoon Network, Disney Channel, Jo-Jo gibi kanallarda oynayan çizgi filmlerin fena halde iri göğüslü, fena halde dekolte kostümlü, taytlı, büstiyerli genç kadın figürleri ille de “normal” ve çocukların bunlara alışması zorunlu(!), ama aynı çocuğun bir penguenin kafasındaki başörtüsüne “alışması” sorunlu!

Zihniyet bu. Bu zihniyet ki, eminim kitap penguenleri Kuzey Kutbu’nda yaşıyormuş gibi gösterseydi, yani bilgi hatası yapsaydı haber yapmaya değer görmezdi. Ama başörtülü penguen, oğluna bulundukları kıtanın iklimi ile bilgi vermeye kalkmış ki, işte bu affedilemez!

Nitekim bu zihniyeti Timaş’ın açıklaması da tatmin etmemiş. Eğitim-Sen Genel Basın Yayın Sekreteri Tuğrul Culfa şöyle söylüyor: “Kitabın nereden geldiği önemli değil. Önemli olan çocukların başörtülü penguenlerle karşılaşması.” Ve devam ediyor: “Bu tür olaylar gün geçtikçe fazlalaşıyorsa, yayınlarda ya da okullarda toplumun geleceği farklılaştırılmak mı isteniyor diye sormak lazım.”

Çok şükür ki, adam haklı. Evet, toplumun geleceği sahiden farklılaşıyor.Çocuklar başı örtülü olmanın da, başı açık olmanın da normal tercihler olduğunu öğrenerek büyüyorlar ve gelecekte de bu penguen tartışmasının mizah dergisi Penguen ile ilgili filan olduğunu zannedecekler. Sadece gülecekler. ”

http://www.haberturk.com/polemik/haber/827664-kamusal-alanda-penguen-sorunu

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1125229&Yazar=CUNEYT-OZDEMIR&CategoryID=77


Yorum bırakın

Neye niyet?

çocuk

“Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh

Çocuklar, kendi canımızdan önce bildiğimiz en değerli varlıklarımız. Çocuğumuz, kardeşimizin çocuğu ya da tanımadığımız küçücük bir bebek.Hangi İNSAN kıyabilir ki? Peki bizler çocuklara nasıl kötülükler ederiz, bir düşünelim. Dünyaya gelmiş sıfır bilgili (?), mükemmel öğrenme becerili, ne versek alacak kadar geniş kapasiteli ama fıtrat üzere yaratılmış küçük insan.

Özellikle ikiz çocuklarda farkettiğimiz bir şey var ki insana hayrete düşürüyor; çocuklar dünyaya aslında sandığımız kadar da ”sıfır” gelmiyor. Biri tuzlu seviyor, biri tatlı; biri yarım saat gözlerimizin içine bakarken biri ile gözgöze bile gelemiyoruz, biri sabırsız diğeri sabır abidesi ve güler yüzlü . Biri çok yemeyi seviyor, birine yemek yedirmek işkence. Ama bunlar ikiz ve henüz 4-5 aylıklar. Bakan her gözün göreceği üzere, henüz birkaç aylıkken bile; kendi fıtratları ve tercihleri var.

Peki bu durumda bir çocuğa biz ne veriyoruz? Duyduğumda çok hoşuma giden bir söz vardı, diyordu ki :” Çocuk eğitimi, evlenmeden önce başlar ”. Nasıl yani?

Bir de Hz. Meryem örneğini düşünelim, hani annesi Allah’tan ne istemişti?

Evet, eşinizi seçerken çocuğunuzu da seçmiş olabilirsiniz. Kendinden bihaber bir insanla evlenip, alim bir çocuk yetiştirmesini beklemek ne kadar mantıklıdır? Hz. İbrahim, Hz. Nuh’un oğlu örneklerindeki gibi ; putperest babanın peygamber oğlu ya da peygamber babanın iman etmeyen oğlu sıklıkla rastlanılan durumlar değil. Sıkça duyarız etrafımızdaki insanlardan ”Ben böyle büyüdüm, böyle yetiştirildim, bana bu öğretilmedi ki” sözlerini. Hatta ”Annem bunu yapmaz” deyip pasta yemeyen çocuklar tanıyorum 🙂 Çocuk anne karnındayken annenin yediğine, içtiğine dikkat etmesi çok önemli bir noktadır. Haram yemek insanı dinden çıkarmayabilir ama kalpleri bozduğu aşikar. Çocuk doğduktan sonra, isim vermek anne babanın ilk vazifesidir. Yine hatırlayalım Hz. Meryem örneği; hani annesi demişti ki :

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM :”“İmrân’ın karısı (Meryem’in annesi) şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin”(Ali İmran, 3/35).

Meryem,abid yani ibadete düşkün demektir. Şimdi bu çocuğa yatırım değil midir, çocuğa niyet etmek değil midir? Önce Allah’tan istiyoruz, sonra isim koymaktan tutun; yedirip, içirmeye kadar; eğitimine kadar her uygulamamızla ona bir yön tayin etmiş oluyoruz.Evet onlar fıtrat üzere doğuyor, her insanın fıtratında bir varlığı yüceltme ihtiyacı vardır, Allah’ı hayatında koyması gereken yere koyamamış insanlarda O’nun boşluğu maalesef batıl ve tehlikeli inançlar dolduruyor. Temel taşları, huyları, hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları net olan çocuğa biz elbette onu eğiterek doğruyu ve yanlışı (kendi bildiğimiz kadar) öğretebiliyoruz. Tabii Yüce Rabb’imizin biz bile doğmadan yazdığı doğrultusunda çocuğumuzun hayatını ve ölümünden sonraki durumunu da belirleyecek her olguyu belirlemiş oluyoruz. Kaçımız çocuğuna isim koyarken, bu noktalara dikkat eder ki? Önemsiz gördüğümüz bir nokta belki de, ama aslında çok önemli.Çocuğunuza her seslenişinizde ”ibadete düşkün” demek var, anlamı yalancı olan bir ismi koyup her defasında ”yalancı” diye çağırmak var.Günümüzün modası olan çift isimleri seçerken de seçtiğimiz isimlerin bütünlük sağlamasına dikkat etmeliyiz, anlam olarak da birbirleriyle çelişen isimleri tercih etmemeliyiz.

Hemen hepimiz, yetişme çağlarımızda anne babamızla çatıştığımız zaman onları eleştirmiş ve ”Ben böyle ebeveyn olmayacağım” cümlesini kurmuşuzdur. Ve aslında çok sonradan kabul etsek de, çoğumuz çocuklarımızı kendimiz gibi yetiştiririz. Anlam veremediğimiz bir şekilde, farketmeden ebeveynlerimiz gibi davrandığımız olur. Çocukken aynı davranış karşısında hissettiklerimizi unuturuz. Çocuklar mutlulukları da acıları da bize göre daha şiddetli yaşar. Ben kendi çocukluğumdan hatırlıyorum, dedemin evinde ”patates bitti” dendiğinde kendimi suçlu hissettiğimi 🙂 Gerisini siz düşünün… En ufak bir hareketimize çocuklar ne anlamlar yükler, bizim için sinirle öylesine söylemiş bir söz onlarda nasıl yankı bulur, bilemeyiz. Ağzımızdan çıkan her sözü iyice ölçüp tartmamız gerek. Sürekli ” Sen adam olmazsın” dediğimiz çocuğu, bu şekilde şartlandırırsak kuracağımız son cümle ” Adam olmazsın demiştim ” olur. Bu haklı çıkma durumu değil, çocuğa telkin edilenin gerçekleşmesi durumudur. ”Sen adam olmazsın” dediğimiz çocuk da kendine ”Ben adam olmam” diyordur belki, kim bilir ?


2 Yorum

İste!

yeter ki iste

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM : ”De ki: ‘Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır.’ Gerçekten Allah her şeye kadirdir.” ANKEBUT-20.

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh..

Hani çocukken çizgi filmler izledik, gerçek hayatta mümkün olmayacak şeylerin olabilirliğini test ettik, olamadığını farkettik ya… Sihir diye birşeyin olmadığını farkettik mesela. Hokus pokus, adra kadabra! Olmadı, kabul etmek, alışmak da zor oldu hani, tek düze ve fizik kurallarıyla örülmüş hayata 🙂 Gerçi olsaydı korkardık belki de değil mi? Siz de denediniz mi bilmiyorum, hani yaprağın arasına çöp sarıyorduk ve farklı bir katın arasında çıkmasını bekliyorduk. Ya çıksaydı ya da mazAllah çöp düşseydi falan, ne yapardık acaba 🙂

Neyse, alıştık artık yerçekimi kanununa.Ama fizik kurallarının değişken olması, izafiyet teorisi gibi gerçekler benim içimi umutla dolduruyor. Zaten inanıyorum elhamdülillah, ahiret hayatının sonsuzluğu ve bu dünyadan daha güzel olacağını algılamamda kolaylık sağlıyor. Yoksa çok zor, bir ölümlü için sonsuzluğu kavrayıvermek. Ve düşünüyorum Rabbimin elindeki mülkünü, o zaman işte ne dilesem, duayı nasıl uzatsam da kapıları farketsem diye geçiriyorum içimden.

Kapılar… Benim varlığından bile haberdar olmadığım, nice kapılar var Allah bilir. Bu yüzdendir belki, biz isteriz bir göz Allah verir iki göz 🙂 Hayallerinde sınırları olmayan insanları seviyorum ve hayallerinin peşinden gidebilenleri. Fizik kuralları tamam da, toplumun – ahlak kuralları hariç- nerden geldiği ve neye dayandığı belli olmayan dayatmalarına takılmadan hayatlarını yaşayabilenleri. Benim için kurallar bellidir, sınırlar da. Rabbim demiyorsa hiçbir şey haram da değildir yasak da. Ben de görmek istiyorum, henüz göremediğim güzelliklerini hayatın ve dünyanın.

Avatar diye bir film vardı, engelli adam uyku ile uyanıklık arası bir bağlantı ile ayakları da olan avatarın içinde yaşıyordu. Bir insan oluyordu, bir avatar. Filmin sonunda avatar olarak kalmıştı. Neden olmasın ki, hani bazen olur ya, rüyada gördüğümüz, çok da özlediğimiz biriyle hasret gidermişcesine uyanırız. Ne farkeder, güzellikleri hissettikten sonra… Bakarsınız -bu dünyada da- birgün avatar (!) oluruz, gerçek olur her güzellik 🙂

Yazımdan da anlaşılacağı üzere, güzel birşeylere ihtiyacım var bugün; güzel bir insana, güzel bir söze, güzel bir eski dosta belki de. Ya da güzel bir duamın gerçek olmasına! Ne kadar imkansız görünse de.


Yorum bırakın

İmkansız mı, o da ne?

6631_506952482658387_1122627345_n

Es-salamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh

Bazı insanlar, hayranlık uyandırır ya hani; hiç susmasın, hep anlatsın, umut aşılasın istersiniz. O, hayat hikayesini biyografi adı altında kaleme alır, siz okurken kendinizden utanırsınız. Ah ben ne yaşamışım?! Adam, gezmiş, görmüş , öğrenmiş; ve bakalım neler yaşamış. E işte sadece hayranım…

Bir de böyle insanlara gıbta ediyorum, hayallerinde sınırları olmayan. Bizim engel dediğimiz şeyleri engel olarak önümüze koyan ve fakat kendisi engel mengel tanımayan. Ben sapasağlamım ama onlar kadar hayat doluyor muyum ?! Tartışılır. Hep demiştim ki; arkadaş, sırdaş, hayat arkadaşı adı ne ise. Bana gerçekten içinden hayat taşan, canlı bir varlık lazım. Olumsuzlukları diline dolamamış, gözlerinin içi parlayan, ”neden olmasın” sorusunu bana sorduracak, e bazen boşverebilen. Sahi biraz geri sarabilir miyiz? Neden olmasın!!!


4 Yorum

Tarih, tarihi değiştirmeye çalışırken ölenlerle dolu

zekat

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh 

Elimde bir kitap var bu günlerde; onunla uyanıp, onunla uyuyorum 🙂 Tarihi değiştiren liderler.Ne adamlar yaşamış şu dünyada, ne savaşlar yapmışlar,ne katliamlar… Kimileri adaletiyle, kimileri asaletiyle , kimileri de caniliği ile nam salmış, ülkeleri yönetmişler. Ve sonra her yaratılmış gibi, ölmüşler. Özellikle Rusya’da ,ülkenin kalkınması adına, fakir insanlardan kelle vergisi alınmış ve insanlar bu vergileri ödeyebilmek için çalışırken ölmüşler. Düşünün kellenizin vergisini ödemeye çalışırken, kelleden oluyorsunuz. Yukarıdaki resmin üzerinde bir yazı vardı; ben kırptım, anlatım bozukluğu içeriyordu 🙂 Demeye çalışmıştı ki: ‘ Dünyadaki açlık ve sefaletin nedeni, fakirleri doyuramamış olmamız değil, zengileri doyuramamış olmamızdır’ … Buna benzer bir söz dolanıyor sosyal medyada, ” Yüzlerce evsiz varsa, biliyorum ki nedeni yüzlerce evi olan insanlardır ” … Bu biraz abartı, yüzlerce evi olan çok da fazla insan yok. Ama bir gerçek var ki, biz paylaşmayı unuttuk. Gözümüzü hırs bürümüş, dünyada her yaratılmışa yetecek kadar nimet var ama birileri fazla yediği için birileri aç kalıyor.Bu yüzdendir belki, Kur’an’da en çok namaz ve genelde namazla birlikte zekat zikredilir. Bu dünyada neye sahip olursak olalım, midemizi ne kadar doldurursak dolduralım, yüz yıl bile yaşasak ; varacağımız yer belli. Madde ondan vazgeçince, önemini yitirir. Çok önemli sandığınız, vazgeçilmez eşyalarınız var ise şayet onlardan vazgeçmeyi bir deneyin derim. İnsana komik bile gelebiliyor, geçtiği zaman o bağlanma ( vazgeçememe ) hali… Bu gün cuma, bir sünneti yerine getirelim. Hediye edelim, belki de en çok sevdiğimiz şeyi : BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM : ”Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” AL-İ İMRAN-92.

Hayırlı, bereketli, ölümü hatırladığımız, Rahman’ı daha çok andığımız, dua edip karşılığını bulacağımıza emin olduğumuz bir cuma diliyorum hepimize.