بسم الله الرحمن الرحيم

RAHMAN VE RAHiM OLAN ALLAH'IN ADIYLA


Yorum bırakın

yeşil

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

ben hangi ara yeşile bu kadar düştüm-düşkün oldum bilemedim 🙂

Reklamlar


Yorum bırakın

bir grup insan

Vaktiyle bir grup insan yolculuğa çıkmış.Bir ara yollarını kaybetmişler.Öyle ki artık yollarına düz yerlerden değil de bataklıkların,çalı ve dikenlerin arasından geçerek devam ediyorlarmış.Yürümek gittikçe daha da güçleşiyormuş.

İşte o zaman grup ikiye ayrılmış.Birinci grup ; hiç durmaksızın , yürünülen yönde ilerlemek gerektiğini söylüyor,kendilerini ve başkalarını doğru yolda olduklarına,eninde sonunda hedefe varacaklarına inandırmaya çalışıyorlarmış.İkinci grup,tutulan yolun yanlış olduğunu,doğru olsa,bu zamana kadar hedefe çoktan varmış olmaları gerektiğini söylüyor,doğru yolu bulmak için,her yöne mümkün olduğu kadar hızlı yürümek  gerektiğini ileri sürüyormuş.İşte böylece yolcular iki gruba ayrılıp,bir kısmı aynı yönde,bir kısmı da tüm yönlerde yürümeye karar vermişler.Fakat aralarında bir kişi her iki fikri de kabul etmemiş.Bu kararlar doğrultusunda hareket etmeden önce,bir müddet durup , içinde bulundukları durumu iyice düşünmek,ancak ondan sonra bir karar vermek gerektiğini söylemiş.Fakat heyecana kapılmış ve korkmuş olan yolcular, yollarını kaybetmediklerine,ancak yoldan biraz saptıklarına,kısa zamanda tekrar yolu bulacaklarına inanıyor,böylece kendilerini avutmak istiyorlarmış.Hemen harekete geçmeyi,daha çok korkularını unutmak için istiyorlarmış.Bu istek o kadar kuvvetliymiş ki,bu yüzden o adamın ileri sürdüğü fikri her iki taraf da öfkeyle,şiddetle ve alayla karşılamış.Kimileri:”Bu ancak korkakların, güçsüzlerin,tembellerin dinleyebileceği bir öğüttür”demiş.Kimileri:”İnsan, hiç bir şey yapmadan,olduğu yerde durup bekleyerek hedefe nasıl ulaşabilir.Güzel bir öğüt doğrusu.”,kimileri:”Gücümüzü engellerle savaşıp,onları yenmeye harcamaz da korkaklar gibi onlara boyun eğersek insan olmamızın ne anlamı kalır?” diyormuş.

Çoğunluktan ayrılan adam yanlış yolda ilerlemenin, kendilerini büsbütün hedeften uzaklaştıracağını, bir o tarafa bir bu tarafa giderek bütün yolları denemenin de aynı şeyi yapmak demek olacağını,doğru yolu bulmak için tek çarenin,güneşe,yıldızlara bakarak hedefe giden yönü saptamak olduğunu,ama bunun için her şeyden önce,durmak gerektiğini,duraklamanın o yerde kalmak demek olmadığını,ancak bu şekilde doğru yolun bulunabileceğini, yolu bulduktan sonra da o yoldan hiç sapmadan ilerlemek gerektiğini ama bunu gerçekleştirmek için her şeyden önce durup,durumu incelemek lazım geldiğini söylemişse de kimse onu dinlememiş.

Böylece birinci grup o zamana kadar yürüdüğü yolda ilerlemiş.İkinci grup bir o tarafa bir bu tarafa giderek bütün yolları denemiş.Fakat her iki grup da hedefe ulaşamamış.Hedefe ulaşmak şöyle dursun dikenlerin,çalıların içine gömülüp kalmışlar.Denildiğine göre bugün bile hala yollarını arıyor,fakat bir türlü bulamıyorlarmış.

Alıntı- İçimizdeki Şeytan-Tolstoy

Bu hikaye size kimi ve neyi hatırlatıyor diye sormuyorum bile, yolumuza devam edelim 🙂

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

BİR HADİS :

Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: “Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te’yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar görür.”
KAYNAK : Ebu Davud, Melahim 17, (4345)


Yorum bırakın

içimizdeki şeytan

 ” Ne ise o olmaya yanaşmayan tek varlıktır insan.Bu yüzden,kendimizle direkt alakası olmayan herşey dayanılmaz bir çekiciliğe sahiptir.Dolayısıyla, kendini bilmek için yaşaması gereken insan, bilmeyi bilmek peşinde koşar.Zira bilgin olmak, bilge olmaktan daha üstün gösterilmiştir ona.Dünyamızdan binlerce ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın ölümü kendi ölümümüzden daha önemliymiş gibi gelir bizlere.Yeni şeyler keşfetmek ve onun yapısını incelemk için seve seve veririz ömrümüzü.Bunları bilmekle hayatın anlamını daha iyi anlayacağımızı sanırız.Evrenin sınırsız olduğunun,bu gibi şeyleri araştırmanın sonunun gelmeyeceğini görmek istemeyiz pek.İyice düşünüldüğünde bu türden meşgalelerin kendimizden kaçmak için uydurduğumuz fantezilerden başka birşey olmadığının farkına varırız.Oysa yaşam ve ölümü aynı anda yaşayan insanın herşeyden önce, kendini çözmesi lazımdır.Herşey bu amaca hizmet ettiği ölçüde önem taşımalıdır.

Bu söylediklerimize bakıp da, bilim ve teknolojiye karşı olduğumuz sanılmasın sakın.Bizim bu söylemimiz insanları bilimin uşağı konumundan çıkarıp,efendisi yapmaya yöneliktir.Burada şöyle bir genelleme yapmanın tutarlı olacağı kanaatindeyiz:Kainattaki herşey hayatın anlamını anlamaya destekçi olduğu müddetçe faydalıdır.Psikoloji, sosyoloji,felsefe ve diğer tüm bilimler bu mihenge vurulmalı ve böyle değerlendirilmelidir.

İşte bu temel esprinin farkına varan Tolstoy, ‘içimizdeki şeytan’ adlı kitabında bunu anlatmaya çalışır.Hakikati bilmek ve mutlu olmak için bunların olmazsa olmaz şeyler olmadığını, hayatı anlamak için gözlerimizi hayatın kendisine çevirmemiz gerektiğini söyler.Bir arı, peteğinin hangi maddelerden müteşekkil olduğunu, diğer peteklerle konumunun nasıllığını sorgulamaksızın yapar balını.Çünkü onun vazifesi odur ve vazifesini yaptığı için mutludur.” diye tanıtmış Serkan Özburun kitabını…

iyi okumalar

 

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

 

BİR HADİS :

….Abdullah İbn Amr (R) ‘dan (şöyle demiştir): Bir kimse Rasulullah’a (S) :

– İslam’ın en hayırlısı hangisidir ? diye sordu.

Rasulullah (S): ” Yiyecek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir” buyurdu.

KAYNAK: SAHİH-İ BUHARİ VE TERCEMESİ (Mütercim:Mehmed Sofuoğlu) 1. cilt 182. sayfa


Yorum bırakın

Güzellik

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM  ”Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.” A’raf – 94.

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

Bu ayet çok açık,insan ferahlık içindeyken basireti bağlanır, o kadar toz pembedir ki dünya, gerçekleri farkedemez.Güzellikler kendinden zannedebilir, kibirlenebilir. Ya işler kötü gitmeye başlarsa ?Başınıza bir bela geldiğinde, feryad mı edersiniz yoksa durup düşünür müsünüz? Sıkıntı anlarında şükrümüzü biraz daha arttıralım.Ve sadece sıkıntı anında değil, huzur anlarında da tesbih edelim Sübhan’ı, unutmayalım ki, nimetin devamlılığı ancak hamd ile mümkündür. Kim bilir, Rabbim değeri bilinmeyen nimetini geri alıverir! Zaman zaman başımıza gelen dert sandığımız olaylar da, bizim için nimet olabilir.İnsanoğlu dara düşünce aklı başına gelir, ancak o zaman, çaresiz kaldığında döner Rabbine.İmana gelir belki böylelikle… Peygamber Efendimiz SAV. kavmi için Allah’a dua etmişti, Hz. Yusuf’un kavminin çektiği darlığı benim kavmime de ver demişti hani. Kendi de o yoklukta sıkıntı çekmiş, ama sonuçta İslam kök salmaya başlamıştı.

Bu dünyada gaflete kapılmamak için, arada sarsılmak gerek,Rabbim çaresiz dert vermesin,

kulunu kendi haline de bırakmasın. İmtihan devam ettiği sürece, ümit vardır ! İmtihan bitmişse,

yapılacak birşey kalmamıştır. Hesap sorulacağımız en küçük nimet, aldığımız nefestir.

Bilmem gerisini saymaya gerek var mı?


Yorum bırakın

DUA

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

Bir zamanlar bir video izlemiştim, bir papazın müslüman oluşunu anlatıyordu, kendi ağzından… Adam diyordu ki, bir kızım oldu, bir dua ettim, kabul oldu… Ve sonra müslüman olmuş zaten.Her insanın içinde Allah inancı vardır ve inanmayanlar bile, Kur’an’ın işaret ettiği üzere, üzerlerine bir kötülük musallat olsa hemen yalvar yakar olurlar. Sonra unuturlar ve atalarımızın başına da kötülükler sonra da iyilikler gelmişti -bu dünyanın düzeni- diyerek, geri dönerler. Biz onlar gibi olamayız, dua ederiz, kabul gördüğü zaman mutlaka hamd ederiz, etmeliyiz. Ve zaten biz biliriz ki dua mutlak karşılık görür, yeter ki gafil olmayan samimi bir kalple yapılsın!

Ne istediğini bilmek de önemlidir, geri dönüp baktığımızda yaptığımız duaların bazılarından  daha hayırlısının bizi bulduğunu görür ve duamızın bizim beklediğimizden daha güzel kabul gördüğünü farkederiz. Hatta iyi ki istediğim olmamış dediklerimiz bile olabilir. Dua insanın gerçekte ne istediğini farketmesi açısından da önemlidir, durup kendini dinlemektir.Aklımıza gelen cümleler, dilimize dökülemez, çünkü aslında istenen o değildir, farkettirir!

Bir dua, nelere kadirdir ne kapılar açar… Biz sınırlıyız, imkanlarımız kısıtlı, ya Yaratıcımız? O’nun ”OL” demesiyle olmayacak şey var mı? Küçümsüyor muyuz, yoksa inanmıyor muyuz duanın kabul olacağına?

بسم الله الرحمن الرحيم

”Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.” BAKARA – 186

Allah ;”duacının duasını kabul ederim.” demişse, bitmiştir, kabul eder. Bize düşen sadece dua etmektir. Peki, dua nasıl kabul oluyor.Hani bazen acelemizden farkedemeyiz, bizim duanın kabul olmasından anladığımız ne istediysek onun anında oluvermesi midir? Duanın farklı kabul şekilleri vardır.Doğrudan kabulü, istediğiniz şeyin olmasıdır ki vakti Allah tayin eder. İstediğiniz şeyden sizin için daha hayırlısının sizi bulmasıdır ki doğrusunu Allah bilir. Ahirette duanızın karşılığını almanızdır ki karşılığı ne kadar büyüktür? Dua edin, boşa gitmez.

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Dua, ibadettir”, sonra şu ayeti okudu: “Rabbiniz: Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler var ya, alçalmış ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir” buyurmuşlardır” (Mü’min, 60)

Kaynak :Ebu Davud, Salat 358, (1479); Tirmizi, Tefsir 2, (2973, 3244),   Daavat 2, (3369); İbnu Mace, Dua 1, (3828)

 

بسم الله الرحمن الرحيم

(Resulüm!) De ki: “Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; o halde azab yakanızı bırakmayacaktır!