بسم الله الرحمن الرحيم

RAHMAN VE RAHiM OLAN ALLAH'IN ADIYLA


Yorum bırakın

içimizdeki huzur

Neden huzursuzdur insan denen varlık? Bazen ne istediğini bilmez, bazen istediğini elde ettiği anda ondan vazgeçer, bir türlü mutlu olamaz… Ne çok zengin olmak mutlu eder genç adamları ne de çok güzel olmak mutlu eder genç kızları..İstekler hiç bitmez, diyelim ki istediğinizi elde ettiniz ve mutlu oldunuz ! Kaç gün sürer o mutluluk? Hep bir huzursuzluk hali, elimizi neye atsak hayal kırıklığı… Yanlış yerde arıyoruz belki de huzuru…

Hep yalan söyler genç adam, alışkanlık yapmıştır gerekli gereksiz, yarar sağlar ya da sağlamaz yalan söyler… Basit şeyler için bile bırakamaz bu alışkanlığını.En sevdiğini, annesini, kırmaktan hiç çekinmez ! Hayatında hiçkimseye hiçbirşeye sadık kalamaz, aynı anda hem eşiyle hem sevgilisiyle olmakta sorun görmez , yapar geçer. Kazancına haram karıştırmakta da sorun yoktur, kumarın her türlüsüne oyun der geçer.Huzur aramaktadır ama, huzursuzluğu kendi çıkartırken, huzur arar…

Güzel olmak istiyordur genç kadın, herkes ona baksın , kıskansın;uğruna yuvalar yıkılsın,umursamaz geçer gider. Zengin de olmak istiyordur, nasıl  olursa olsun helal haram farketmez, zengin olmak ister.Pahalı hediyelerden hoşlanır, küçük şeyler onu asla tatmin etmez, bu halinden huzursuz olsa da insanlık hali der geçer.Evlenmek ister belki, Allah rızasını unutarak, karşısındaki insanın kaşına gözüne vurularak…Çocuk sahibi olmak ister sonra, onu nasıl eğiteceğini bilmeden, Allah’ın lütfu olduğunu bilmeden -çok istediğini unutarak- sıkılır sonra çocuğundan,ayak bağı olarak görünür gözüne kimi zaman. Huzur aramaktadır, huzuru nerede -hangi maddede- bulacağını bilemez…

Neden mutlu olamaz insanlık? Neye elini atsa hep eksiktir, hep yanlış.. Nirvana dedikleri zirve, neresi hayatın? Doyumsuz muyuz?

Hayır doyumsuz değiliz aslında, bilgisiziz sadece. Neye ihtiyaç duyduğumuzu bilmemekten geliyor tüm sıkıntılar. Manevi açıdan açlık duyuyoruz, onu madde ile kapatmaya çalışıyoruz. Çok susamışken, sıcak simit yer mi insan?  Dikkatinizi çeker mi aynı şeyi yaşar mısınız bilmem.Bir hafta Kur’an okumayı aksatsam, namazım huşusuz olur benim, ruhum rahatsız.Dün biri boğaz köprüsünden attı kendini, duydunuz mu? O İtalyan bir voleybolcu, hem de şampiyon bir sporcu… Çok güzel, çok genç, çok başarılı,neyi eksikti ki? Neyi eksikti ? Tanıyanları inanamamış,klasik cümleler kurmuşlar yine, hayat doluymuşmuş… Hayat nedir ki, içimize dolsun? Bir an var , bir an yok !

Bizi Yaratan, bizim ihtiyaç duyabileceğimiz her maddeyi, serpiştirmiş dünya üzerine.Bedenen ihtiyaç duyacağımız herşey etrafımızda. Ruhumuzun gıdasını da vermiş aslında, gözümüzün önünde, o Kur’an… Hepimizi müslüman yaratmış Rabbimiz, yolunu kaybedenlerin huzursuzluğu bundan!

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh


Yorum bırakın

geveze

     Zavallı insan, ne bilsin? Hiç yaşamadığı birşeyin hayalini kurmayı, hiç gitmediği bir yeri düşlemeyi ya da hiç yapmadığı birşeyin yapılabilirliğini… Ateşe düşmeyen ne bilsin yanmayı, cennete gitmeyen ne bilsin cenneti… Gördüğümüz her güzel yere cennet gibi demek dil alışkanlığımızdır da bilmeyiz ne dediğimizi…’Canı cehenneme’  tabirini çok kullanır inancı kıt olanlar, cehennemi bilmezler ki! Yalancının tekiyse insan, karşısındakinin dosdoğruluğuna inanamaz ya da yalana hiç bulaşmamışsa her söyleneni doğru zanneder, zavallı insan…

Bizim gözümüzün, kulağımızın, aklımızın sınırları var; herşeyi algılayamayız. Bu dünya gözü ile melekleri asla göremeyiz mesela, gördüyseniz bilin ki ölmüşsünüzdür. Kulağımızın bir duyma eşiği var, balinaların eşiği çok yüksektir bizim duyamadığımız herşeyi duyarlar. Bizim bilincimiz de çok sınırlı mesela, duyma eşiği aralığında olmayan sesleri biz algılamayız da bilinçaltı algılar. Belki bilirsiniz, bazı eğitim yöntemleri telkin müzikleri kullanır.Sizin kulağınızın duymadığı bir ses verirler size müzikle birlikte, o bilinçaltına yerleşir de siz farkedemezsiniz. Bütün sınırları koyan, sınırlar dahilinde imtihana tutan, bütün alemleri ilmiyle kuşatan Rabbime hamdolsun!

İman etmeyenler anlayamaz mesela, cenneti ; cehennemi… Anlayamadıkları için iman etmezler, iman etmedikleri için de algılayamazlar.. Tam teslimiyet demektir iman etmek, Allah kural koymuşsa koşulsuz kurala uymaktır,ağzından bir kelime çıkınca ‘en doğrusunu Allah bilir’ demektir, kulluğu kabul etmektir, aciz olduğunu bilmektir…Ancak böyle olursa görebiliriz gerçekleri, durdurabiliriz nefsimizi, ayetinde dediği gibi ancak o zaman kalbimizi dosdoğruya götürür Allah !

 ”بسم الله الرحمن الرحيم Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.  ” TEĞABUN-11

 Niyeti olmayan insanlara çok zor gelir,güzel dinimiz İslam’ın şartları, farzları… ‘ İyi de bunların hepsini yapamayız ‘ diyen birilerini işitirsiniz hep.  Birine Kur’an’dan bahsetmeden önce ”Allah’a inanıyor musun” diye direkt sorarım, inanmayan insana zor gelir ağır gelir anlatacaklarınız, önceden bilmelisiniz ki her söylediğinize itaraz eder, ona göre anlatırım,cümlelerimi seçerim ?! İlla mantığını (!) kullanır insan, sanki herkes üstün zekalı! Bir doktor ilaç yazsa, bu ne diye sormaz çoğu, yutar şifa niyetine; ama gel de kalbine bir ilaç – KALPLERE ŞİFA – imanı tavsiye et bakalım, ne mantık yürütür ne çelişkiler içinde kalır ! Doktor kesilir her biri… Ayetin de dediği gibi ;

”بسم الله الرحمن الرحيم O insan, bizim kendisini bir damla meniden yarattığımızı görmedi mi? Şimdo o, geveze bir kavgacı kesildi. ”YASİN-77

Zavallı çocuk, zavallı insan…


Yorum bırakın

Mülk sûresi tefsiri-3

بسم الله الرحمن الرحيم

 

11. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Al­lah’ın rahmetinden) uzak olsun o alevli cehennemin mahkûmları!
12. Fakat daha görmeden Rablerinden (azabın­dan) korkanlara gelince onlar için gerçekten hem ba­ğışlanma hem de büyük mükâfaat vardır.
13. Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bi­lin ki O, sinelerin özünü bilmektedir.
14. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
15. Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu hal­de yerin sırtlarında dolaşın ve Allah’ın rızıkmdan yi­yin. Dönüş ancak O’nadır.

16. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
17. Yahut gökte olanın üzerinize taş göndermeye­ceğinden emin misiniz? Öyleyse tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!

***

11. Suçlarını ve peygamberleri yalan­ladıklarını itiraf ederler. Cehennem ehli, Allah’ın rahmetinden uzak ve he­lak olsun. İbn Kesîr şöyle der: Pişmanlığın fayda vermediği bir yerde piş­man olarak, kendilerini kınamaya başladılar.[28] Bu, dua cümlesidir. Yani Allah onları rahmetinden uzaklaştıran ve helak etsin.
Bundan sonra Yüce Allah, bedbaht kâfirlerin durumunu anlatınca, iyi, bahtiyar kimselerin durumunu anlatarak şöyle buyurdu: [29]

12. Rablerini görmeden On­dan korkan ve Allah’ın rızasını kazanmak için günahlardan sakınanlar var ya işte Allah katında onlara, günahları için büyük bir bağışlama ve Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar bol sevap vardır. [30]

13. Bu hitap, bütün yaratıklaradır. Yani, ey insan­lar! Sözünüzü ve kelamınızı ister gizleyin, ister açıkça söyleyin, onu gizleseniz de, açıkça söyleseniz de aynıdır. Allah bilir. Çünkü Yüce Allah, gizli olanları ve niyetleri bilendir. Kalplerden geçeni ve onlara verilen vesveseleri bilir. İbn Abbas şöyle der: Bu âyet müşrikler hakkında inmiştir. Müşrikler, Peygamber (a.s.)’in aleyhinde konuşup dil uzatıyorlardı. Cebrail (a.s.) de, söylediklerini Rasulullah (s.a.v)’a haber veriyordu. Bunun üzerine birbirlerine dediler ki: Gizli konuşun ki, Muhammed’in ilâhı işitmesin. Bunun üzerine Yüce Allah, hiçbir şeyin kendi­sine gizli kalmayacağını ona bildirdi.[31]

14. Yaratan, yarattıklarını bilmez mi? Eşyayı yaratan ve onları meydana getiren, yarattığının gizli ve açık tarafını nasıl bilmez? Halbuki O, kulların sırlarına vâkıftır, gizli kapalı işleri bilir. Her şeyden haberdardır, hiçbir şey O’nun ilminden uzak kalmaz. Onun ha­beri olmadan hiçbir zerre kımıldamaz. Hiçbir nefis ne hareket eder, ne de durur.
Bundan sonra Yüce Allah, birliğinin ve gücünün delillerini ve kul­larına olan lütuf ve ihsanının alâmetlerini anlatmak üzere şöyle buyurdu: [32]

15. Yeryüzünü sizin için uysal ve yollarını kolay kıldı. Ey insanlar! Yeryüzünün etrafında yürüyün. İbn Ke­sîr şöyle der: Dünyanın etrafından, dilediğiniz yerde yolculuk yapın. Tica­ret ve kazanç için bölgelerinde ve etrafında dolaşın.[33] Yüce Al­lah’ın size ihsan ettiği çeşitli kazanç ve rizıklardan yararlanın. Alûsî şöyle der: Faydalanma şekilleri çoğu zaman “yeme” ile ifade edilir. Çünkü ye­mek, bunların en önemlisi ve en genelidir. Bu ayette , sebebe sarılmanın ve kazanmanın mendûb olduğuna delil vardır. Bu, tevekküle aykırı de­ğildir. Ömer (r.a) bir kavmin yanından geçerken, “Siz kimsiniz?” diye sor­du. “Biz, tevekkül eden kişileriz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer (r.a.) “Aksine siz, tevekkül eder görünenlersiniz. Tevekkül eden, tohumunu toprağa atıp Rabbine tevekkül eden adamdır” dedi.[34] Ölümden ve yok olduktan sonra, hesap ve ceza için dönüş, sadece Allah’adır.
Bundan sonra Yüce Allah, Hz. Peygamber (a.s.)’i yalanlayan Mekke kâfirlerini tehdit ederek şöyle buyurdu: [35]

16. Ey kâfirler topluluğu! Rabbiniz, yeryüzünü, etrafında yürüyebileceğiniz şekilde size boyun eğdir­dikten sonra, şimdi, O Yüce Rabbinizin sizi yere batırıp sizi karanlıklarda kaybetmesinden emin mi oldunuz? O zaman yer, sizi şiddetli bir şekilde sarsar. Râzî şöyle der: Bundan maksat şudur: Yüce Allah onları yere batır­dığında, yeri deprenip sarsılacak şekilde hareket ettirir de yer onların üs­tünde kalır, onlar da yere batıp giderler. Yer onların üstünde sarsılıp hare­ket eder, neticede onları aşağıların aşağısına atar.[36]

17. Veya Yüce Allah’ın, Lût kavminin ve Fîl ashabının üzerine gönderdiği gibi, başınıza gökten taş gönder­mesinden emin mi oldunuz? Azap görülünce, uyarımın ve yalanlayanları cezalandırmamın nasıl olacağını anlayacaksınız. Bunda şid­detli bir tehdit ve korkutma vardır, ve kelimelerinin aslı ve dir. Âyet sonlarının uygunluğuna riayet için “yâ” zikredilmemiştir. [37]


Yorum bırakın

yarın= ahiret hayatı

  Umutsuzluğa mı düştünüz?Mucize beklemiştiniz gerçeğe dönüşmedi mi? Bu hava da gerçekten insana kasvet veriyor, bana bir ışık gerek bugünlerde, içinde bulunduğum ruh halinden kurtulmak için.. Ve ben bana ferahlık verecek şeyi arıyorum,nerede bulacağımı da çok iyi biliyorum!

Tırtılın hikayesini hepimiz biliriz, tüylü pek sevimli olmayan bir böcekten, nasıl kelebeğe dönüştüğünü.. Ve kelebek olmak için koza örmesi gerektiğini, belirli bir zaman orada kaldığını, kelebeğe dönüşürken zorlanarak da olsa o kozayı yırtıp dışarı çıkmak zorunda olduğunu biliyoruz.Hani bir adam vardı, kozadan çıkamayan kelebeğe acımış, kozayı yırtıp kelebeği dışarı çıkarmıştı, sonra kelebeğin kanatları buruşuk kalmış, uçamamıştı… Bu hikaye bizim yaşantılarımıza benziyor sanki.Hep bir mücadele içindeyiz değil mi?Kelebek olma çabası…

Hayatımızın her anı varolma mücadelesiyle geçer, eğer akıntıya doğru kürek çekmiyor başımıza gelen herşeye ‘eyvallah’ diyorsak, başımıza gelecek iyi ya da kötü herşeyi baştan kabul etmişiz demektir. Hayatla bir derdimiz yoksa ‘bitse de gitsek’ modundaysak, hayat çok sıkıcı, tek düze, anlamsız gelebilir ve yaşamakla – ölmek arasında fark kalmayabilir…

Ama bir telaş içindeyseniz, hayatta iz bırakmak ve cennete gitmek istiyorsanız mesela, işiniz gerçekten çok zor… Hep karşınıza dikilecek topluluklara hazır olun, her yerde istenmeyen kişi ilan edileceksiniz, arkadaş çevreniz de daralacak… Bu böyle,Allah’ın bize Kur’an’da bildirdiği değişmez kuraldır bu.Şeytan pek çoklarımızı azdıracak ve kendiyle birlikte ateşe sürükleyecek, haberimiz olsun!

Dün ‘çağrı= the message’ filmini izledim, okuduğumuz kitaplardan, hadislerden de biliyoruz ya… Sahabenin hayatını, onlarınki yaşama savaşı bile değildi,tek dertleri İSLAM ve Peygamberimiz (S.A.V.)’ e bir zarar gelmemesiydi. Onlara bu dünyada tırtılı yaşamışlar diyebilir miyiz ? Gerçekten çok zor şartlarda var olma savaşı vermişler, kaybetmiş gibi görünüp aslında çok büyük kazançlar elde ettiler, dile kolay çölün ortasında tam üç yıl, aç susuz… Biz ne yapacağız? Bir güncük değil bir an bile açlığa dayanamayan bu bünyeler ne yapacak, çocuklar bile şimdi acıkmaya başladıklarında ‘kurt gibi acıktım’ derler, kurdun ne kadar acıktığını nereden biliyoruz acaba 🙂 Acıkınca değil acıkmaya başlayınca yemek yiyoruz biz, su bulduğuna sevinen kimseyi zaten hayatım boyunca görmedim, birine zarar gelmesin diye taşların önüne atlayan kimseler olabilirdi belki taşlanmak uğruna bir davaya gönül veren birileri olabilseydi! Peki biz kelebek miyiz? Dünya hayatının kısalığını ve bizim ‘anı yaşama’ felsefemiz göz önünde bulundurulursa, kelebeği andırıyoruz… Ama bu dünyada zorluğu yaşayanlar, ahirette rahata kavuşacak ve bu dünyada rahatı tercih eden kelebeklerin kanatları ahirette ateşe uçacak…

بسم الله الرحمن الرحيم

”Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.” ANKEBUT-64

es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

 

 

 

 

 


3 Yorum

yargı-bilgi

Genellemelerimiz,ön yargılarımız ve ön bilgilerimiz değil mi yanlış kararlarımızın sebebi ? Bir olay yaşanır iyi veya kötü, sonraki bütün olaylar o olayla karşılaştırılır sanki sonuç hep aynı çıkacakmış gibi…

GENELLEME: Dün bir haber okumuştum, bir bayan kendine şiddet uygulayan – soba demiri ile döven- eşini boğarak öldürmüş, ölen kişi 24 yaşında… Katil serbest… ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜNE KARŞIYIM! Ama bu olay da bir şiddet değil midir? Dinimizde KISAS vardır, döven kişi öldürülmez, aynen karşılığını vermek diye birşey vardır bilir misiniz? Adaleti de herşeyi olduğu gibi ancak RABBimiz tam ölçüsüyle uygular … Bizim adaletimiz işte bu kadar, sanki bütün dayak yiyen kadınların acısı ölen adamdan çıkartılmış gibi… GENELLEME: Eşini döven her adam öldürülmeyi hak etmiştir… GENELLE – ME ! Mümkünse…

ÖN YARGI : Dış görünüşten bahsedecektim ben, o da ayrı bir muamma… Ve insanlığın var olduğu tarihten beri var sanırım 🙂 ‘Ye kürküm ye’ özdeyişi buradan geliyor olmalı günümüzde kürk fazla kullanılmadığına göre. Bir zaman bir tartışmanın içinde bulunmuştum, modernlikle ilgili… Modern olmak, modaya ayak uydurmak demek olsa gerek ve başını örtmüşsen modern değilsin… Soruyorum sizlere modern olmak kıyafetle oluyorsa, yani dar kotu çekip çizmeleri giymişsem, modern olmuşsam; modern çağ dedikleri ne ola ki ? Çağın dar kot ve çizmeli hali mi ?! Modern olmak bence her bakımdan çağa ayak uydurmak demektir kıyafet kalıplarına sıkıştırılamaz ve belirtmek isterim ki İSLAM DİNİ ÇAĞLAR ÜSTÜ BİR DİNDİR, RABBim her çağın gereğini hakkıyla bilendir ! Tabii bir de tersi söz konusu, başını örtmeyen bir bayan görünce onun İslamla uzaktan yakından ilgisi olamayacağı, ön yargısı. Ben düştüm bu hataya, şöyle bir süzdüm hatun kişiyi dilimin ucuyla yine de bahsettim Kur’an’dan , ben çok güzel okurum dedi, utandım kendimden; buyrun burdan yakın!RABBim sadece beni mi yarattı? Onu da Allah yarattı ve onun içine de Kendi sevgisini koydu, o da en kötü ihtimalle ihtiyacı olunca dönüp RABBine dua eder! Fıkhu’s Sire kitabını okurken , Hz. Hamza’ yı savaşta öldürüp, ciğerini söküp ağzında çiğneyen Hind’e ne beddualar etmiştim, sonra nasıl tövbeler etsem bilemedim, kadın sonradan müslüman olmuş ve PEYGAMBERİMİZ S.A.V.’in ”şimdi senin evin de bana en sevimli evlerdendir” dediği kimse olmuş !? Bilemedim…ÖN YARGI: MODERN (!) GİYİNMEYEN HER İNSAN, ÇAĞ DIŞIDIR, GERİCİDİR, YERİ DAĞLARDIR YA DA EN FAZLA EVİNDE OTURSUNDUR! MODERN (!) GİYİNEN İNSAN, SANKİ HİÇBİR ZAMAN TAM ANLAMIYLA MÜSLÜMAN OLAMAZ!? SANKİ…

ÖN BİLGİ: İnsanların asla değişemeyeceklerine inanırdım eskiden, hiç değişen insan görmemiştim…Bu benim kesin ön bilgimdi,fiziksel olarak elbette değişebiliriz, ama düşüncelerini değiştirebilmiş biri çıkmamıştı karşıma ya da vardı da ben görememiştim.Sonra kendimde farkettim insanların değişebileceğini, düşüncelerini değiştirdiği anda dünyasının değişebileceğini… Hind’i de anlatmıştım bir önceki paragrafta, insan bir anda söylediği bir yalandan utanıp bir daha yalan söylememeye yemin edebilir ve yeminini tutabilir.Yeter ki insan istesin,RABB de istesin… İnsan değişebilir, bir çok kişinin değişmemesi, bunun karşı tezi değildir. Peygamberimiz S.A.V. kafirlerle çok uğraşmaz ama bir insan son nefesini verene dek ondan ümidini de kesmezmiş.ÖN BİLGİ: İnsanlar değişmez, haydan gelen huya gider… HAYIR GİTMEZ!

بسم الله الرحمن الرحيم

”  Her halde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka bir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm’dir” BAKARA-163

”Artık şirkten vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” BAKARA-192

”Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah’tan bağışlanmanızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” BAKARA – 199

” Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır.” BAKARA – 263

” Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah’ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir.” BAKARA – 268

”Sadakaları açıkça verirseniz o, ne iyi olur; yok eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın birçoğunun bağışlanmasına sebep olur. Bilin ki, Allah, her ne yaparsanız hepsinden haberdardır.” BAKARA – 271

” Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir.” BAKARA- 284

TABİİ DİKKATLİ OLMAK GEREK, ÇÜNKÜ ;

بسم الله الرحمن الرحيم

”Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın.” LOKMAN – 33

es-salamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh

ve

cumamız mübarek, dualarımız kabul olsun inşallah…